info@siyasalbilgileragi.org

Suriye’de Yeni Dönem: SDG’nin Feshi

Şafak Samet Sarıgül 30 Eylül 2026
Suriye’de Yeni Dönem: SDG’nin Feshi

Özet

Suriye’de Yeni Dönem: SDG’nin Feshi, Entegrasyon ve Türkiye Açısından Olası Sonuçlar Analizi

Suriye’de Yeni Dönem: SDG’nin Feshi, Entegrasyon ve Türkiye Açısından Olası Sonuçlar

Suriye’de uzun yıllardır devam eden parçalı siyasi ve askeri yapı, 2026 yazında önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Bu dönüşümün en dikkat çekici gelişmelerinden biri, ülkenin kuzey ve doğusunda etkili olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bağımsız askeri yapısını sona erdirerek Şam yönetimiyle yürütülen entegrasyon sürecini tamamlaması oldu. 25 Ağustos 2026’da SDG Komutanı Mazlum Abdi tarafından duyurulan fesih kararı, yalnızca Suriye’nin iç dengeleri açısından değil, Türkiye başta olmak üzere bölgesel aktörlerin güvenlik politikaları bakımından da yeni bir döneme işaret ediyor.

SDG’nin feshi ani bir kararın sonucu değil. Şam yönetimi ile SDG arasında yürütülen görüşmeler, kuzeydoğudaki askeri ve idari yapıların merkezi devlet sistemine dahil edilmesini hedefleyen daha geniş bir sürecin parçasıydı. Suriye’de merkezi otoritenin yeniden kurulmasını amaçlayan Ahmed eş-Şara yönetimi, silahlı grupların ayrı komuta yapıları altında varlığını sürdürmesinin ülkenin siyasi birliği açısından uzun vadede sorun oluşturacağını savunuyordu. Bu nedenle entegrasyon, yalnızca askeri birliklerin Suriye ordusuna katılması değil, aynı zamanda devletin ülke genelindeki egemenlik kapasitesinin yeniden tesis edilmesi anlamına geliyor.

Fesih kararından birkaç gün sonra Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanması ise sürecin yalnızca askeri bir tasfiye şeklinde yürütülmediğini gösteren önemli bir gelişme oldu. Abdi’nin yeni görevi, eski SDG yönetiminin belirli aktörlerinin yeni siyasi düzen içerisinde tamamen dışlanmak yerine sistem içine alınabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte danışmanlık makamının karar alma mekanizmalarındaki gerçek etkisi henüz net değil. Dolayısıyla bu atamanın sembolik bir uzlaşma adımı mı yoksa uzun vadeli siyasi entegrasyonun başlangıcı mı olduğu önümüzdeki dönemde daha açık biçimde görülecek.

Şam yönetimi açısından bakıldığında SDG’nin bağımsız askeri kimliğinin sona ermesi önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Suriye iç savaşı boyunca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda silahlı yapı ortaya çıktı ve merkezi devletin askeri otoritesi ciddi biçimde zayıfladı. Yeni yönetimin temel hedeflerinden biri, devletin silahlı güçler üzerindeki tekelini yeniden kurmak ve ülkenin farklı bölgelerinde oluşmuş fiili yönetim alanlarını merkezi sisteme bağlamak. SDG’nin entegrasyonu bu açıdan, Suriye’nin toprak bütünlüğünün yalnızca harita üzerinde değil, idari ve güvenlik bakımından da yeniden oluşturulması çabasının önemli bir parçasıdır.

Türkiye açısından gelişmenin en kritik boyutu ise güvenlik meselesidir. Ankara uzun süredir YPG’yi PKK ile bağlantılı bir yapı olarak değerlendirmekte ve YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG’nin Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir silahlı yapı olarak varlığını ulusal güvenlik tehdidi şeklinde görmektedir. Bu nedenle SDG’nin bağımsız askeri statüsünü sona erdirmesi ve unsurlarının Suriye devlet yapısına dahil edilmesi Türkiye bakımından önemli bir gelişmedir. Ancak Ankara açısından yalnızca isim veya kurumsal yapı değişikliği yeterli olmayacaktır. Eski SDG unsurlarının Suriye ordusu içindeki konumu, emir-komuta zincirinin gerçekten merkezi yönetime bağlanıp bağlanmadığı ve sınır hattında ayrı bir siyasi-askeri yapının devam edip etmediği belirleyici olacaktır.

Bu noktada entegrasyonun niteliği, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geleceğini de etkileyebilir. Eğer süreç sonucunda Suriye’nin kuzeyinde merkezi hükümetin etkin kontrolü güçlenir ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarına neden olan bağımsız silahlı yapılanmalar ortadan kalkarsa, Ankara ile Şam arasında güvenlik alanında daha kapsamlı bir iş birliğinin önü açılabilir. Buna karşılık eski yapıların yalnızca farklı isimler altında varlığını sürdürmesi veya merkezi yönetim içerisinde geniş bir özerk hareket alanı kazanması, Türkiye açısından yeni soru işaretleri doğuracaktır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde değerlendirilmesi gereken temel mesele, fesih kararının hukuki ve siyasi bir açıklama olarak kalıp kalmayacağı değil, sahada nasıl uygulanacağıdır.

Suriye’nin iç dengeleri bakımından da süreç önemli riskler ve fırsatlar barındırıyor. Kuzeydoğudaki Kürt nüfusun siyasi temsili, yerel yönetimlerin statüsü, güvenlik birimlerinin yeniden yapılandırılması ve eski SDG mensuplarının devlet kurumlarına hangi şartlarda dahil edileceği entegrasyonun başarısını belirleyecek başlıklar arasında yer alıyor. Merkezi yönetimin aşırı sert ve dışlayıcı bir yaklaşım benimsemesi yeni gerilimler üretebilirken, kontrolsüz bir özerklik modeli de devlet otoritesinin yeniden parçalanmasına yol açabilir. Bu nedenle Şam yönetiminin hem merkezi otoriteyi güçlendiren hem de yerel toplumsal dengeleri gözeten bir model oluşturması gerekecek.

SONUÇ

SDG’nin feshi ve Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanması, Suriye’de savaş sonrası düzenin şekillenmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu gelişmeler merkezi devlet otoritesinin güçlenmesi ve ülkenin parçalı askeri yapısının azaltılması yönünde ciddi bir adım olarak görülse de sürecin gerçek başarısı sahadaki uygulamaya bağlı olacaktır. Eski SDG unsurlarının yeni sistem içerisindeki konumu, kuzeydoğudaki yönetim yapısının geleceği ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarının ne ölçüde karşılanacağı önümüzdeki dönemin temel soruları olacaktır. Bu nedenle Suriye’de başlayan yeni dönem, yalnızca bir örgütün feshi üzerinden değil, devletin yeniden inşası ve bölgesel güvenlik dengelerinin yeniden şekillenmesi üzerinden değerlendirilmelidir.